anlaşılmamak

Anlatamamak, anlatsan da anlaşılmamak!

Hayatın içerisinde, cüsseleri nasıl olursa olsun, diğerleri tarafından görünmeyen birtakım insanlar vardır. Bu insanlara çeşitli isimler yakıştırır diğer insanlar; ‘uyumsuz’ derler. ‘Ketum’ derler. Hatta bazen o kadar ileri giderler ki ‘yaşamıyor gibi’ derler. Oysa böylelerinin kendi kafalarının içerisinde, farklı dünyalar vardır. Bu dünyayı resimle, şiirle, romanla, heykelle, mimari ile ve diğer güzel sanatlar ile anlatabilenlere de sanatçı derler. İşte burası, iki yüzlülüğün başladığı yerdir. Zira bazıları anlatamaz. O kadar karmaşıktır ki her şey, anlatsa da anlaşılamaz. Bunu bildiği için de kendisini sürekli olarak geri çeker. Zihninin sınırları içerisinde, yatışmak ve zaman geçirmek için türlü eğlenceler bulur. Bu sözlerimden hareketle ‘o zaman görünmez olmayı kendi istiyor’ gibisinden bir yanılgının içerisine düşebilirsiniz. Sizi suçlayamam. Ancak şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim; her insan, bir dokunuşu hak eder. O dokunuş, Berlin Duvarı’nın yıkılmasını andıran bir etki yaratır.

Anlamayı istemek, anlayamayacak olunsa bile anlatamayana anlatmak için bir güç verir. Öncesinde karmaşık bir zihin, karmaşık sözcüklerle dökülür ortaya. Sonra dağılanlar toplanır ve sadeleştirilir. Sisli bir gecenin ardından, gün doğumuyla birlikte, en güzel manzara açığa çıkar.

DURUP DİNLEMEYE ZAMANIMIZ YOK

Yirmi birinci yüzyıldayız ve elimizde kusursuz bir iletişim için sınırsız kaynak var. Ancak bu sınırsız kaynaklara rağmen yine de birbirimizi anlamıyoruz. Anlamayı geçtim, anlamamak için adeta diretiyoruz. Peki, neden?

Çünkü her şey; bütün hisler, düşünceler ve duyular sonsuz hızda değişiyor. Bırakın bir günün diğer günü tutmaması, bir saatimiz diğerini tutmuyor. Yoğun bir enformasyon ve duygu yoğunluğu altındayız. Böylesi bir yoğunlukta kendimizi günlük hayatın karmaşasına kaptırıyoruz. Günlük hayatın dışında seyir izleyen hayatları göremiyoruz. Dinleyemiyoruz çünkü zamanımız yok. Okuyamıyoruz çünkü zamanımız yok. Anlayamıyoruz çünkü… Evet. Doğru tahmin ettiniz. Zamanımız yok.

boş sokak

ZORUNLULUKLAR DÜNYASI

Hayat, her birimize, biz daha doğmadan önce birtakım roller belirlemiştir. “Sen” demiştir A kişisine; “Zengin bir ailede doğacaksın. Ailen seni en iyi okullara gönderecek. “

“Sen” demiştir B kişisine, “bir gecekondu mahallesinde doğacaksın. Baban bir madende çalışacak. Ancak yine de aklıselim olacak. Senin eğitimin için elinden gelen her türlü fedakarlığı gösterecek.”

“Sen” demiştir C kişisine; “Orta halli bir ailede doğacaksın. Ancak ailen her türden yeni düşünceye kapalı olacak.”

Salar hayat yeni doğanları dünyanın orta yerine. Farklı hayatlar, farklı yaşam tarzları doğurur. Ancak anlamaz insan. Yargılar ve yargılar. “Neden böyle olamadın” der. En başta aile yapar bunu; “Neden madenci olmadın” der mesela. “Neden şirketlerin başında olmak için yeterli eğitimi alamadın” diğer bir diğeri. Okuldaki arkadaşlar “Neden sigara içmiyorsun?” der. Kadınlar “Neden utangaçsın?” der. Hazır bir cevap bekler her biri istisnasız. Durup düşünmez. Kendi odasının penceresinden, uçsuz bucaksız bir ormana bakmak gibidir bu. Odanın içerisinde rüzgar esmese de fırtınada ormandaki ağaçların yaprakları durmadan sallanır. Kopar belki. Ancak kimse görmez.

İçeriğimi beğendiyseniz sizi Depresyon nedir? başlıklı yazımda bekliyor olacağım.

AHMET KAPLAN

İnternet sitesi https://benahmetkaplan.com
Yazı oluşturuldu 39

Benzer yazılar

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.