yalnızken ne yapılabilir

Yalnızken ne yapılabilir düşünmekten başka?

Yalnızlık ve yalnız hissetmek konusunda sayfalarca yazabilirim. Ancak bir süre sonra, kafamda dönüp duran karmaşık düşünceler beni farklı bir noktaya sürükleyecek ve odağımı kaybettirecek. Belki, yalnızlık üzerine birkaç şey söylemek için başladığım bu yazıya son noktayı çok farklı bir konuda koyacağım (Odak kaybı). Belki, yazıyı bir anda yarım bırakacağım. Neyse, su akar yolunu bulur. Kendi yönünü bulamayanlar, suyun sürüklediği yere giderler.

10 Ocak’ta Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde sahnelenen Korkuyu Beklerken isimli oyuna gitmiştim. İçerisinde Oğuz Atay geçen bir yapıtı kaçırmam mümkün değildi. Oyuna tek kişi gideceğim neredeyse kesinken adına umut denilen o kara delik beni kendi tekilliğine çekmiş, iki kişilik bilet aldırmıştı. “Belki” demiştim. “Oğuz Atay’ı benim kadar seven biri vardır.” Yokmuş. Varsa da ben rastlamadım. Yalnız başıma, sigaraları peşi sıra yakarak yollara düştüm.

Yürürken, bir restoranda gülen insanlar dikkatimi çekti. Öyle samimi gözüküyorlardı ki onlarla oturup iki lafın belini kırmak, birtakım önemli hususlarda kendi görüşlerimi beyan etmek istedim. “Aman kuzum, neler diyorsunuz öyle?” diyerek düşüncelerimi reddetmelerini ya da “Haklısınız Ahmet Beyciğim” diyerek bana katılmalarını istedim. Bu sefer tartıştığım kişi kafamın içerisindeki gölge benler değil de başka insanlar olacaktı. Konu hakkında uzun uzadıya düşündüm. Ölçtüm, biçtim. Tezler ve antitezler ürettim. Tezlerin birbiriyle çarpışmalarını izledim. Antitez baskın zaferini ilan etti. Yirmi birinci yüzyıldaydık. Kimse kimseyi gerçekten dinlemiyor, anlamak için en ufak bir çaba göstermiyordu. Restoranda oturan insanlara kendi içimde veda edip onları büyük dünyalarında yalnız bıraktım. Salona doğru yürümeye devam ettim. Çoktan sıfır çıkınca (Yanlarına gidip beni fark etmelerini sağlamadığım için sıfırdım) geriye ne kalırdı? Benim yokluğum onlar üzerinde herhangi bir etki bırakır mıydı? Rakı kadehlerini çarpıştırırken beni düşünürler miydi? Bardağın dibini masaya vurup yine beni anımsayarak “yanımızda olamayan dostlara” derler miydi? Hiç sanmıyorum. Pisagor olsaydım, belki bu denklemde bir değişiklik yapar ve sıfırın anlamını daha da kuvvetlendirebilirdim. Ama değildim ve bu konuda yapabileceğim hiçbir şey yoktu.

Tıpkı Oğuz Atay gibi kendi kendime küçük oyunlar kurguluyordum. Bazı oyunlar çok neşeliyken bazıları Yeşilçam melodramı gibi basit ama ağlamaklıydı. Örneğin bu kurguların birinde, bir hayat kadınını kurtarmak için canhıraş mücadele veren fakir ama gururlu genç rolünü üstlenmiştim. Hayat kadınını bir kaldırımda, soğuktan titreyerek müşteri beklerken görmüştüm. Benim yaşlarımdaydı. Önüne düşen kısa sarı saçlarını parmaklarıyla yana itiyor, bu hareketiyle görüş açısını açmaya çalışıyordu. Yel değirmenleriyle ümitsiz bir kavgaya giren Don Kişot gibiydi. Rüzgarla savaşmak yersizdi. Nitekim bu savaşı kazanan rüzgar oldu. Kız saçlarını ittikçe, o saçlar tekrar önüne düştü. Kız sonunda mücadeleyi bıraktı. Bir kez daha yenilmişti. Yüz ifadesinden hayal kırıklığına uğradığı anlaşılıyordu.

Ona sarılmak ve içten bir şekilde “geçecek merak etme” demek istedim. Sonra hangi veriye bakarak geçeceğine yönelik kanaat geliştirdiğimi düşündüm. Saçmalıktı. Söylediklerim onun üzerinde herhangi bir tesir bırakmazdı. Bir şeyler yapmalıydım. Yanına gittim. “Sizi bu lanet hayattan kurtaracağım” şeklinde beylik bir ifade kullanmış oldum. Neye göre lanet, kime göre lanet? Ayrıca ben kim oluyordum da birisini hayattan kurtarıyordum? Nitekim beklediğim tepkiyi vererek sağlam bir kahkaha attı. “Rica ederim, gülmeyin. Sanırım Yeşilçam filmlerini fazla kaçırdım.”

Yeterince düşünmeden yaptığım eylemler beni komik duruma düşürüyordu. Yeterince düşündüklerimi ise yapmaktan vazgeçiyordum. Gördüğünüz gibi, doğru düzgün bir hayal kurduğum ya da senaryo kurguladığım da söylenemezdi. En iyisi sessiz senaryolar yazmaktı. Böylece konuşmama gerek kalmazdı. Keşke hayat da sessiz sinema filmleri gibi olsaydı.

Oyunun sahneleneceği salona ulaştım. Beklemediğim bir kalabalık vardı. Biri dışında bütün koltuklar dolmuştu. Boş koltuğun hangisi olduğunu söylememe gerek yok. Lafı bu kadar dolandırıp durmamdan anlamışsınızdır. Boş koltuk dolu gözüksün diye çantamı koydum. Oyunu izledim.

İnternet sitesi https://benahmetkaplan.com
Yazı oluşturuldu 10

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.